Kazdağı

Türkiye'nin en fazla oksijen üreten bölgesi Kaz Dağıdır. Ören'e gidip Kaz Dağına doğru bakıldığında oksjien deposu olduğu ve atmosferi temizlediğini çıplak gözle görülebilmektedir. Bunun nedeni, Kaz Dağının konumundan kaynaklanmaktadır. Jeolojik, morfolojik, iklim, toprak yapısı ve bütün bunlara bağlı olarak oluşmuş zengin bitki örtüsü tüm bu temiz hava kaynağının unsurlarıdır.
Hem deniz, hem de kara iklimi birlikte hüküm sürmekte diğer taraftan Çanakkale Boğazının yakın olması nedeniyle daimi bir hava akımı oluşmaktadır. Hem poyraz rüzgârları hem de imbat rüzgarları görülmektedir. Ayrıca, Kaz Dağı her türlü rüzgârın etkisini gösterdiği bir dağdır. Rüzgar bir iklim faktörü olarak yüksek ve izole alanlarda orman sınırının tayininde direkt etki göstermekte, diğer iklim parametrelerini yani sıcaklık, yağış, nem, ışık ve benzeri oluşumları etkileyerek vejetasyon üzerinde baskın olmaktadır.

Kazdağı eteklerinde, tarih boyunca pek çok yerleşimlerin kurulduğu, antik kaynaklardan ve günümüze kadar gelen tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Antik kaynaklara dayanılarak, yörenin ilk sakinlerinin Karlar, Troyalılar, Lelegler, Luviler ve Ledler olduğunu görüyoruz. Bölgenin sakinlerinden olan Mysialılar, Herodotos'a göre Karlar ve ledlerle aynı soydandır. Bu insanlar belirli zamanlarda Troya'ya bağlı şehir devletleri kurarak yaşamışlardır.

Kazdağları’nın en yüksek üç tepesi Kazdağı Milli park sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla Karataş Tepesi (1774 m) , Baba Tepe (1765 m) , Sarıkız Tepe (1726 m) dir.

Görülecek Yerler:

Antandros antik kenti, Edremit Körfezi’nin kuzeyinde, Kazdağlarının (İda dağının) güney eteklerinde yer alan, 215 metre yüksekliğindeki Kaletaşı tepesi’nin batı yamaçlarında yer almaktadır, batısında Gargara, doğusunda Adramytteion antik kenti ile komşudur. Troas        (biga yarım adası) bölgesinde yer alan bu önemli kentin ilk kuruluş evresi hakkında antik kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Değişik tarihçiler Leleg, Kilikia, Pelasg yada Aiol’ler  tarafından kurulduğunu söylemektedirler. Stephanos Byzantios ise Antandros şehrinin, Edonis ve Kimmeris gibi yan adlara sahip olduğunu ve Antandros’un yüz yıl kadar Kimmerler tarafından işgal edildiğini öne sürmektedir.

M.Ö.570’li yıllarda Lydya Kralı Alyattes’in oğlu Kroisos, Kimmerlerin egemenliğine son vermiştir. Antandros kenti M.Ö. 508 civarında Pers Kralı Dareios’un komutanlarından Otanes tarafından ele geçirilerek Pers topraklarına katılmıştır. Perslerin, Büyük İskender tarafından Anadolu’dan sürülmesi sonucunda Antandros, M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında özgür bir şehir olarak sikke basmıştır. Hellenistik dönemde Pergamon Krallığı toprakları içerisindeki

Antandros, daha sonra tüm Anadolu gibi Roma egemenliğine girmiş, Hıristiyanlık döneminde bir Piskoposluk merkezine dönüşmüştür.

Daha sonraki yüz yıllarda kendilerini Arap akınlarına karşı koruyamayıp, Antandros şehrini terk ederek Şahinderesi Kanyonu’ndaki Şahinkale’ye yerleşmişlerdir, dar bir patikadan çıkılan kale ve Şahinkale tepesinin üzerindeki yerleşim yeri bugün bile oldukça korunaklı görünmektedir. Sarp yamaçlardaki kale kalıntıları, su sarnıçları, Şahinkale tepesindeki yerleşim yerleri, antik patika yolun kalıntılarını bugün bile görmek mümkündür.

Kaz Avlusu: Kazdağı’nın zirveler düzlüğünden başlayarak, dağın en yüksek zirvesi olan Karataş tepesini ve kutsal alan olan Kartal çimenini de içerisine alan, etrafındaki zeminden bariz şekilde ayırt edilebilen yer yer iki metre genişliğinde olan, yıkılmış duvar hissi veren, bir kilometre çapında dairesel taş yığınıdır.

Coğrafyacılar bu yapıya Girlant demektedirler ve milyonlarca yıl önceden, buzullar tarafından meydana getirildiğini belirtmekte ve dünyada ender görülen bir coğrafi yapı olduğundan söz etmektedirler.

Troya kral soyundan olan prens Ankhises ile tanrıça Afroditin oğlu olan, Aeneas, annesinin de yardımıyla, Troya savaşından kurtulanlarla birlikte, İda dağının en yüksek tepesi olan Gargaros tepesinin eteklerinde bulunan ve kutsal alan olarak kabul edilen Kartal çimeni yaylasına sığınır. Düşmanlardan korunmak için etraflarına harçsız bir duvar çevirerek, kaz avlusunu oluşturduklarını ve İtalya’ya gidene kadar burada yaşadıklarını tarihçiler anlatmaktadır.

Kaz avlusunun oluşumunun yöre halkı tarafından en çok tanınanı Sarıkızla ilişkili olanıdır. Sarıkızın kazlarının, Bayramiç ovasına inerek köylünün mahsulüne zarar vermesi üzerine, Sarıkızın, eteğine doldurduğu  taşları saçarak Kaz avlusunu oluşturduğuna, böylece,  Kazların, köylülerin mahsulüne zarar vermesini engellediğine inanmaktadırlar.

Çanakkaleye uzaklığı :

Çanakkale il merkezine yaklaşık olarak 90 Km uzaklıkta olup kapladığı alan ve çevresiyle oldukça geniş bir bölgeye yayılmıştır.

Ulaşım:

İstanbul’dan:

1. Hızlı Feribotla: Yenikapı – Bandırma, Susurluk, Balıkesir, Havran, Edremit

2. İstanbul, Yalova, Bursa, Balıkesir, Edremit

3. İstanbul, Tekirdağ, Ecabat, Çanakkale, Ezine, Ayvacık, Küçükkuyu, Edremit

Ankara’dan: Ankara, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Edremit

İzmir'den: İzmir, Menemen, Aliağa, Ayvalık, Gömeç, Burhaniye, Edremit.